iki eşittir bire

"We are our choices." Jean-Paul Sartre

"A non-writing writer is a monster courting insanity." Franz Kafka

"Seviş yolcu, büyük sözler söyle, ve hemen ayrıl; uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri." Cemal Süreya

"Küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti. "Bu baskılara, bu sertliğe dayanamam" diyordum; zamanla her şey yumuşadı. Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet değil, süreklilik insanı yıkıyor." Oğuz Atay

"Much unhappiness has come into the world because of bewilderment and things left unsaid." Fyodor Dostoyevsky

22 Şubat 2018

Günaydın

Ben seni sevdiğimde;
her gün uzun bir tren yolculuğu ardından eve dönmüş gibi hissedersin.
Özgürlüğünü kutsarım ki görmediğin şehir kalmasın.
Bir Haziran akşamı için ürperince beni sararsın ısınmak için.

Ben seni sevdiğimde;
İstanbul'daki parklar çoğalır bir anda,
bir bakmışsın uyandığında doğu ve batı diye ayrılmıyor kıtalar,
savaş bile durur-
bir yerlerde nedensiz ölmez artık çocuklar.

Ben seni sevdiğimde;
küçükken hüngür hüngür ağladığın o hatıranı anlatırken yalnız hissetmezsin artık;
birlikte kaldırırız bisikletini yerden,
ben tutarım karanlıkta ışığını,
birlikte yüzeriz dibi gözükmeyen denizlerde.

Ben seni sevdiğimde;
tüm aşklarını seninle birlikte bütünlerim;
değdiğin ya da değindiğin her ruhla beraber uyanırız yarına.
Mesela duyduğun an benimsediğin o şarkının güftesini sen yazmışsın gibi hisseder,
izlediğinde seni uyutmayan o filme yeni bir son yazmaya karar verirsin.
İster cesur, ister korkak olursun-
ister kahraman, istersen en zoru, sıradan.

Sen günler kısaldı sanırsın-
aslında olan yalnızca ardına saklandığın kapıların açılmasıdır.
Gerisi hep sende-
gerisi hep senin yansıman.

 Esra Uçar

20 Şubat 2018

Tanıştığımızda kurduğu ilk cümle "keşke sınırlar kimliğimiz olmasaydı"

yeryüzü üzerinde bir tek insanoğlu korur aitliğini tel örgülerle;
sonra da olur olmadık kızar kendine-
bir bahçeden diğerine atlamaya çalışan çocuk gibi,
canını yakar dışarı çıkmak istediğinde.

nasıl ki devletler haritadaki çizgilerle çeperler kendini,
insanlar da kimlikleriyle sınırlıyor birbirlerini.
"Bilmez misiniz!" diye bağırsak aynı anda,
sen, ben, şu sokaktaki kediler, ormandaki kurtlar, gökyüzündeki kuşlar-
hep bir ağızdan,
ve dökülsek sokaklara duvarları aşıp-
rüzgarlara bıraksak yelkenleri.
"Bilmez misiniz!" diye bağırsak aynı anda,

"Ağaçlar, çiçekler, dağlar, denizler ve gökyüzü sizin harita sınırlarınızı tanımaz ki!"

Esra Uçar

19 Şubat 2018

emplace humanity next to the colour green,
and the children to the borders,
grant women (earthly) knowledge;
please let it happen-
at random though,
please, just, indiscriminately.

Esra Uçar

breath

leave all the words in their rooms,
tonight,
I want to let out all the stars above
just-
into your hands.

Esra Uçar

13 Şubat 2018

Somerset House

Sabahın dokuzunda bir telaşla evin perdelerini bile açmadan kendimi dışarı atıyorum.
Nasıl bir şehir bunca kalabalık olur?
Herkes nasıl başka dil konuşur?
Sabırsız kalabalıktan kaçmak için dar sokaklara sapıyorum.
Dar sokaklardan caddelere, caddelerden nehrine;
şuan tek istediğim sana varmak,
yorgunluğumun üstüne çevrende başıboş yürüyüp köşelerinden birine sinmek,
kör edici beyazına göz açmak,
güneşine göz kapamak.

Dar kirişlerden içeri adım atmamla birlikte koca şehir senden daha küçük geliyor gözüme.
Başkası için sıradan, belki de yüzeysel olan sen, bana göğe bakmamı hatırlatıyorsun.
Bir gün kıyametler kopsa diyorum,
barbarlar yıksa şehirleri ve her şehirde dört duvar bir yer kalacak olsa, bu şehirde sen kalmalısın;
yaşanmışlıklarından ya da yüzyılların sunduğu tarihinden değil-
kendi içindeki tutarlılığın öyle etkileyici ki,
bilmediğim bir şehirde çizgide kalmamı sağlıyorsun.
Basit, zarif ve dingin...

Bir de akşamların var tabii,
sindiğim köşede, elimde bir kadeh, senin gözünden dünyaya bakıyor ve "müstesna" kelimesini tüm dillere tercüme etmek istiyorum.

Kendi kendime soruyorum:
"Bir yer nasıl olur da bir mevsimi çağrıştırır?"
Sen bana, ilkbaharın yarın olmasa bile bir sonraki gün geleceğini hissettiriyorsun.
Yaz evim benim,
içime huzurlar dolduran müzem.

Esra Uçar

8 Şubat 2018

Güven

Beriki kasabada gök yere karışsa ruhun duymaz da
dünyanın sonu geldi sanırsın bastığın yerde deprem olunca.

Esra Uçar

29 Ocak 2018

Bugün de o günlerden biri.
Derin derin nefes almaya bile zamanın yok değil mi?
Hava da yorgunluğunun üste yağmurlu.
Şu an tüm detaylar olduğundan daha karmaşık,
yetiştirilmesi gereken işlerin her biri görünmeyen ellerle seni bir tarafa çekmek istiyor.
İnsanların hepsi mi mızmız olur!
Bugün herkesin mızmızlığı sana kalmış.
Bir suyu lıkır lıkır içsen rahatlayacaksın da-
elin gitmiyor.
Su içmeye bile üşeniyorsun.

Bugün de o günlerden biri (ben böyle günlere gri derim)
Dünyadaki her şey sen neredeysen orada-
bu kadar uğraş diyorsun-
bunca iş-
bitmeyecek ben bitene kadar.

O zaman şöyle yapalım,
bırak ellerindeki tüm kağıtları,
en son beklemediğin bir anda içine huzurlar dolduran bir anı gelsin aklına;
yolda yürürken bakıp da görmediğin o beyaz siklameni düşün;
bir kediyi al kucağına patileri kalsın ellerinin arasında;
üşü biraz- (soğuk ruhun kapılarını açar)
gözünü kapa bir şarkıyı baştan sona sesli sesli söyle,
uzun süredir konuşmadığın ama konuşsan dünyaları anlatacağın birini ara, 
bir şeyler değişeceğinden değil de kendin için yap bunu.

Kendimizden başka her şeye öyle bağımlıyız ki, benliğimiz için bir şey yapmayı kendimize çok görüyoruz. Bilmiyoruz ki hayat, hiçbir iş ya da insan için harcanmayacak kadar kısa ve pek kıymetli.

Esra Uçar

24 Ocak 2018

"sen balık değilsin ki"

seni kendini tanımaktan alıkoyuyorlar;
korkunu gizlemeni,
sesini alçaltmanı,
düzene alışmanı, 
kıskançlığını soyutlamanı bekliyorlar.

kendilerini iyi hissetmek için-
senden kötülüğünü almak istiyorlar (iyilikten bile daha acımasızı).

Esra Uçar

vehim

Ne zaman orada olacağım biliyor musun?
Uzaklara daldığın o iki saniyede,
ayakkabını bağlarken kapının kenarındaki sandalyeye oturup da sana aldığım aynaya baktığın o anda,
Galata'da birine sarıldığında,
ya da nefesini tüketene kadar koştuğunda;
ama en çok,
kendini anlatmak istediğinde kelimeler arasında en doğru olanı ararken.
Çünkü ben senin öykülerini tamamladım,
hepsine yeni bir mutluluk, hüzün, öfke ama sende daha önce bulunmayan bir duygu kazandırdım.
Bensiz öykülerin bayat, ve kabul et ki hepsi detone.

Esra Uçar

21 Ocak 2018

Diğergâm

yağmurda kalmış yasemin değil aslında senin derdin,
güzelliğinden bir şey kaybetmeden boynunu bükmüş olması iyi geliyor sana.
yaşasın istiyorsun,
yaşasın tabii-
ama senin ellerin sayesinde yağmurdan korunsun,
yaprakları senin sayende yeşil kalsın;
çünkü sen sadece güneşli bir Mart sabahı o narin çiçekleri koklarken kendine pay çıkartmanın peşindesin.

mesela senin derdin şu güçlü çınar da değil,
göklere kadar uzanıp, senin bahçene gelen kısmının budanmış olması iyi geliyor sana.
büyüsün istiyorsun,
büyüsün tabii-
ama senin istediğin gibi uzansın göğe,
senin tahayyülün kadar savrulsun yaprakları,
çünkü sen sadece, yağmurlu bir günde altına sığınacak o huzurun peşindesin.

ve anlamak hiç de zor değil,
bir sabah ansızın bir gökgürültüsü seni uyandırırsa,
anlarsan ilerideki fırtına senin evine ha geldi ha gelecek,
bahçeye çıkıp da hangisine gideceğini bilemediğin o arada kalmışlık anında,
yasemini koruyacağını biliyorsun bilmesine,
korumak istiyorsun sana ait olanı,
koru tabii-
ama o sığındığın çınarın gölgesinden yetişebildiğin kadar.

Esra Uçar

31 Aralık 2017

MMXVIII

Her yıl olduğu gibi bu yılın da son gününde herkes yine ne çok dilek, istek ve temennilerde bulundu.  Bilirsiniz, 'Herkes sevdiği işe kavuşsun, aşık, mutlu, huzurlu, sağlıklı olsun; kimsenin başına hiçbir dert gelmesin, kimse tasalanmasın, aman hiçkimsenin ayağına taş bile değmesin' dilekleri.

Bundan yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında ben 2018'de her şeyden önce tek bir şeyi diliyorum. Çünkü yukarıda sayılanlar ya 'an'lar ya da süreçler, yani kaçınılmaz hadiseler. Bu dileklerin hepsi ya da hiçbiri başınıza gelmeyebilir. Ama ben size şimdiden söylemiş olayım; 2018'de de küçük ayak parmağınızı yatağın ucuna çarpacağınız, kahvenizin hızla soğuduğu, çok gülmekten gözlerinizden yaşlar geldiği, dünyada bir tek siz varmışsınız gibi hissettirdiği günler gelecek, çok terleyip çok üşüdüğünüz, yeni yolların karşınıza çıktığı (ve tabii yol ayrımlarının), büyük sonuçlara sebep olacak büyük tercihler yaptığınız, durağanlıktan sıkılıp başınızı yastıklara gömdüğünüz, şanslıysanız yeni yerler görüp yeni insanlarla tanıştığınız bir yıl olacak. Bunların hepsi tamam. Bunlar insan olarak başımıza gelmese olmayacak olaylar. Bunlar bizi biz yapan küçük ayrıntılar, demek istediğim hayatınızda hali hazırda var olan veya 2018'in sizlere sunacağı detaylar. Nasıl ki evinizi dekore ederken neyin nerede duracağına, nasıl konumlanacağına siz karar veriyorsunuz hangi detayı, nereye koyacağınızı siz belirleyeceksizin bu yeni yılda. Sevmediğiniz o tablonun duvarda asılı olması bile bazen evinizde hissettirir ya, istemediğiniz ayrıntılarınıza öyle sarılacaksınız. Bu yüzden tüm o dilekler, istekler ve temennilerden önce benim kendim ve herkes için 2018'den dilediğim tek şey 'kendini bilmek'.
Hakikaten her şeyden önce en önemli olan insanın kendini bilmesi;
İnsanın kendi ismini, ses tonunu, parmak izini, ailesini, geçmişini, ihtimallerini, tahammül sınırını, zevklerini, dostlarını, sevdiği şarabı, işini, hedeflerini, hayallerini, hatalarını, memleketini, sevdiği rengi, motivasyonlarını, vücut kıvrımlarını, müziğini, sırlarını ve değişimlerini bilmesi...
Çünkü her şey bittiğinde insan yine kendine dönecek. Ömer Hayyam'ın dediği gibi; "Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok". Siz göz açacaksınız 1 Ocak 2018'e, o pazarı siz dolduracaksın, o çiçeği siz sulayacaksınız, o yaz gecesi sarhoş siz şarkı söyleyeceksiniz ve yağmurlu günlerde siz ıslanacaksınız.

Hiç bir olayın, hiç kimsenin, hiçbir hatanın evinizi sizden almasına izin vermediğiniz, kendinizi bildiğiniz bir yıl olması dileğiyle,

Esra Uçar

29 Aralık 2017

moda

"görüldüğü an aşık olunacak bir kadınsın" sen dedi,
yalnızca çiçeklere ilk görüşte aşık olur insanlar bilirim,
bilirim de,
buğulu pencereleri de bilirim,
küçük gülümsemeleri-
uyanınca yağmur sesini duymayı da bilirim.
kapıların bir dokunuşla kapanmasını,
eğer istenirse.

Esra Uçar

gün ağarırken

sonrası bacakların,
İstanbulun iki köprüsü oluyorlar bir anda.
ben sana geliyorum, kıtaların ayrılıyor ansızın.

Esra Uçar

18 Aralık 2017

yabancı

Biliyorum, tek ihtiyacın olan seni hiç tanımayan bir yabancıya başından geçen her şeyi anlatmak.
Aynı dili konuşmana gerek yok.
İlgi çekici bir an değil senin derdin.
Onun ilgi çekici olması da mühim değil.
Akıl vermesin, yol göstermesin.
Tavsiyelere elbette ihtiyacın yok.

Ama biliyorum.
Senin bana, ona, bir diğerine değil; ayrıntılarını dinleyecek bir yabancıya ihtiyacın var. 
Senin geçmişini acilen yeniden yaşaman gerek. 

Sende yaz o zaman- 

Esra Uçar

8 Aralık 2017

"Her toplumda yönetim kimde ise, güçlü odur. Her yönetim, kanunlarını işine geldiği gibi koyar. Demokratlar demokratlığa uygun kanunlar, zorbalar zorbalığa uygun kanunlar, ötekiler de öyle… Bu kanunları koyarken kendi işlerine gelen şeylerin, yönetilenler için de doğru olduğunu söylerler, kendi işlerine geleneklerden ayrılanları da kanuna, doğruluğa aykırı diye cezalandırırlar… Doğruluk her yerde birdir; yönetenin işine gelendir. Güç de yönetende olduğuna göre, düşünmesini bilen her adam bundan şu sonuca varır: Doğruluk güçlünün işine gelendir." 

Eflatun

26 Kasım 2017

Lale Palas

Biz başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık saatlerce diz dize oturup da konuşmazdık.
Biz muhtemelen, sırf diğer insanların nasıl göründüğünü izlemek için bir konsere en arkadan bilet alır,
telaffuzu zor olan bir şehirde denizlerin derinine iner,
bir gökdelenin tepesinden diğerine ip üzerinde yürümeyi dener,
kıtaları benim gözlerim kapalıyken geçer,
sonunu bildiğimiz bir filmi sen birkaç repliğine bayıldığın için tekrar izler,
hiç durmadan kaç saat dans edebileceğimizle ilgili bir iddiaya girer, 
once senedir biriktirdiğimiz hikayeleri sevişerek anlatırdık.
Alıp eskimeye bıraktığın plaklarından birini dinlerken evinin salonunda uyuyakalır,
"geçen yıllar" başlıklı bir kitap yazmaya başlardık da ilk tanıştığımız günü özellikle atlardık.
Sen pruvada ben dümendeyken mavinin değebildiği o son noktada ne var diye tartışır,
güneydeki bir kasabada çadırımızın içinde güneşin batışını (kararlıkla-gözümüzü bile kırpmadan) izler,
istikameti belirlemediğimiz bir yürüyüş sonunda dünyanın merkezi, yani uyandığımız yere geri dönerdik.

Bunlar dışındaysa en olası senaryo olarak,
sen "başka adlarla başka bir zamanda tanışsaydık" diye başlayan bir roman yazardın;
ben de her bir cümlene soğukkanlılıkla inanırdım. 
Yahut pek tabii bunların hiçbiri olmaz, hayali bir yer olan Lale Palas'ta buluşur, şiddetli hatta yıkıcı bir kavga ardından sıradan hayatlarımıza devam ederdik (yaşanabilecek diğer hayatları ara ara aklımıza getirerek).
Bizim için her son güzel bir son olurdu bu durumda,
yıllar geçse bile sadece yeni heyecanlar biriktirirdik içimizde.
Kaybolmazdı ne bir anı ne de merakımızı cezbedip bizi içine çeken olasılıklar. Biz yalnızca, öncesinde "burada anlatılan kişilerin tamamı hayal ürünüdür" diye uyarılan bir tiyatro oyunu içerisinde yerimizi alırdık (hani şu izleyenlerin ayakta çokça alkışlayıp birkaç gün ardından kimseyi hatırlayamadıkları).
Ama değerdi.
Demek istediğim tüm bu hayali olasılıklar seninle geçirilecek o sıradan yaşama değerdi.
Çünkü mavinin değebildiği o son noktaya gidip, varolan yerin içinde tek bir eşya olmayan Lale Palas olduğunu görmüş biri olarak biliyorum ki biz ucu açık cümlelerle içimizi rahatlatıyoruz (sıradan yaşamımızdan kopup). Ama senin de bilmeni istiyorum; bazı akşamlar, bazı şarkılar kulağına çalındığında veya o herkesin nefesini tuttuğu kesikli anlardan birinin içerisindeyken, yani herhangi bir saatte evinin salonunda yaşadığın o an içerisinde "benim ne işim var burada ya" diye hissedersen,
yanındakine ben diye sarıl;
bir insanın içi en çok olasılıklarını düşünürken ısınır.

O zaman sevişmek üzere!

Esra Uçar

25 Kasım 2017

Gauguin


Nevermore, Paul Gauguin, 1897, Courtauld Gallery 

"Although Gauguin denied that the “bird of the devil” in the background of his painting bore any resemblance to Poe’s ominous creation, the inscription in the upper left is a clear reference to the poem and a reminder of Gauguin’s erudition and wide ranging interests."

...
But the Raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing farther then he uttered—not a feather then he fluttered—
Till I scarcely more than muttered “Other friends have flown before—
On the morrow he will leave me, as my Hopes have flown before.
Then the bird said “Nevermore.”

Edgar A. Poe

18 Kasım 2017

Çığır II

Madem buraya kadar yollar, 
Sende çığrından çık o zaman.
Unutma, benden en uzak olduğun an, beni en çok özlediğin an-
en gösterişli zaferin de yenildiğini kabul ettiğin zamandır.
Birlikte kutlayalım!

Esra Uçar

14 Kasım 2017

iki

Nasıl bilmiyorum ama öyle ki, Londra'nın bazı soğuk günleri iç ısıtıyor.
Ben ki sıcak denizlere inmeden duramayan bir ülke,
benim bile kışı sevesim geliyor.
Tertemiz (hatta ürkütücü) soğuk, koşturan bir şehir, içtiğin bir şarap-
hayatı güzle kılan her şey bir anda aynı sahnede beliyor.
Sen de güzel sokaklarda kayboluyorsun,
seni sen yapan şeyleri bir kenara bırakıp istediğin kişi oluyorsun.
Sıradan olmanın o tarifsiz keyfini çıkarıyorsun.
bugün öylesine birisin,
bugün şu kişisin ve ismin de bu. 
Abartıdan uzak halinle etiketlerini bitmek tükenmek bilmeyen parklara teker teker bırakıp sıcacık bir yere kendini atıyorsun.
Her daim seninle sohbet etmek isteyen yaşlılarla saatler geçiriyorsun da farketmiyorsun.
Bakmışsın sen onlardan öğreneceğine onlar senden öğrenmiş, ne de çok gülmüşsün.
Karşılıklı -hakikaten samimi- dileklerle oradan da ayrılıyorsun.
Sonra en keyifli kısım geliyor,
yeni olan her şeye kollarını açıyorsun. 
İhtimallerine sarılıyorsun. 
Bugün çok güzelsin, 
bugün çok gençsin,
bugün çok basit,
bugün daha önce tekrarlamadığın bir gün (bazı günler öyledir ya).

Esra Uçar


The Hawley Arms, Camden

28 Temmuz 2017

ve unutmadan,
riske girmeden elde ettiğin ve sonunda sana onlarca seçenek sunan tercihler seni hiçbir zaman tatmin etmeyecek. 

23 Temmuz 2017

24

Bu sene Edip Cansever'in.

"Bazen de bir yerde kuşlar vardır;
Ne uçmak, ne görünmek için."

edip-cansever-06

11 Temmuz 2017

oluru

sonra da bir hayale tutunursun, bir insana, bir yıldıza;
tesadüf derler, kimileri de kader.
ama öyle de bir şey olur;
böyle,
gerçek olur.
İnsanlar yola gelir,
denizler göğe çıkar,
için bile huzura erer.

Esra Uçar

30 Haziran 2017

sailing

"She loved sea.
She liked the sharp salty smell of the air,
and the vastness of the horizons bounded only by a vault of azure sky above.
It made her feel small,
but free as well."

A Storm of Swords, George R.R. Martin

14 Haziran 2017

Fyodor Mihailoviç

"Anıları saklamak" akıllı insanların yapacağı bir işti, ben anları dondurmuştum; keyfimin kahyasının istediği gibi; zamanı geri alıyor, tekrar yaşıyor, değiştiriyor veya yeniden şekillendiriyordum. Bunun bilim adamları tarafından keşfedilmemesi için de muazzam bir çaba harcıyordum. Çünkü tarih denen bir şey varsa ben de oralarda bir yerlerdeydim ve var olanı değiştirmek yalnızca benim elimdeydi, bu gücü başkalarıyla paylaşmaya da hiç niyetim yoktu. Böylece bende yazmaya başladım. Kendi hikayelerimi kaleme alıyor ve onlara inanıyordum. Şuana kadar da kimseye zarar vermiş değildim. Bunun bir ilerisi Fyodor olmaktı. Zaten asıl hedef de buydu.

Esra Uçar

13 Haziran 2017

keşişleme

sen şimdi bir yelkenli pruvasında öylece durup rüzgarın esmesini bekliyorsun,
gitmek için için içine sığmıyor,
her saat başı merakla gökyüzüne bakıyorsun, 
görmediğin sokaklara, tanışmadığın insanlara,  denemediğin tatlara, ismini duymadığın limanlara varmak istiyorsun,
(ve hatta) sana kollarını açan onlarca şehrin olduğunu düşünüyorsun,
ancak ne yazık ki hiç ama hiç biri, 
yani tek biri bile-
İstanbul'un sana "Git artık!" diye bağırdığı zamanlarda hissettirdiği kadar bile evinde hissettiremez. Çünkü her ne kadar hayatta her şeyi yapabileceğine olan inancını İstanbul'u terk etmekle sınayabileceğini ve mümteni olduğu aşikar olsa da başarılı olabileceğini düşünsen de, savaş sanatı ustalarının burada olsalar söyleyecekleri gibi: "Kaybedeceğini bildiğin bir savaşa girmektense olduğun yerde durmak kazanmaktır". O yüzden sen durduğun o pruvadan sakın ayrılma, iyisi mi adım bile atma; boğazın dalgaları bu günlerde kafalarına estiği gibi yükseliyor, dikkatli olmakta fayda var. 

Esra Uçar

28 Mayıs 2017

derek walcott

The time will come
when, with elation,
you will greet yourself arriving
at your own door, in your own mirror,
and each will smile at the other’s welcome,
and say, sit here. Eat.

You will love again the stranger who was your self.
Give wine. Give bread. Give back your heart
to itself, to the stranger who has loved you
all your life, whom you ignored
for another, who knows you by heart.

Take down the love letters from the bookshelf,
the photographs, the desperate notes,
peel your own image from the mirror.
Sit. Feast on your life.

Derek Walcott

15 Mayıs 2017

göreceli

yansımanın olmadığı bir dünyada kendi varlığını kanıtlamak nasıl zorsa;
işte öyle zor açıklamak sana zamanı..

Esra Uçar

11 Mayıs 2017

136-137

"Anımsar mısın toros ekspresinden inmiştiniz,
Biletlerinizden ibaretti ikinizin de kimliği..

Seviş yolcu, büyük sözler söyle ve hemen ayrıl,
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri."

10 Mayıs 2017

denge

bir soru, üç saniye.
bir soru, seni tanıyacaklarını bildiğin.
cevabını vermek çok mu zor ?
- hayır.
onların beklentilerini karşılamak kendi benliğine ters geldiğinden mi bu kıvranmaların?
-belki.
doğru cevabı versen, için rahat etmez,
cevap vermesen, gün doğar birilerine.
her hikaye sonunda kulaktan kulağa dolaşan cümle yine söylenegelir;
"canım, hayat zaten adil değildir ki..."

Esra Uçar

23 Nisan 2017

ödlek

Ölümden en çok korkan insan, aklından geçen her işe başlayıp sonra hepsini yarım bırakan insandır.

Esra Uçar

17 Nisan 2017

demek ki

"... Onun ayrıca tezleri var, yazıları ve kimsenin bilmediği ölü dilleri var; istesem de ona yetişemem. Kafamda yetişirim tabii. Sen kendini teselli et. Öğretim üyesi kim bilir ne esaslı şeyler düşünüyor şimdi? Kuzeyde ya da güneyde konuşulan ya da konuşulmayan bütün dilleri anlıyor. Ona "norgunk" desem, belki hemen karşılık verir; "teslarom" der, gülerek. Rezalet! Telefona davrandım. Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır dedim kendi kendime. İyi şeyler birden bire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiç bir şey çıkmaz. "

İnsan bir kitap okurken en yakın arkadaşıyla dertleşiyor gibi hisseder mi? 
Oğuz Atay okuyorsa pek tabii.

17 Şubat 2017

Aidiyet

Benim insanlarım bir ülke dolusu kadar,
bizim ait hissettiğimiz özgür ülkede sizin kötülüğünüze zaten yer yok.
Bir gün gelir de zorla bizi gitmeye zorlarsanız,
emin olun,
siz, demeçleriniz, politik çarpıklığınız zamana yenik düşer,
biz yine küllerimizden doğar damarlarımızdaki kudretle Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden devam eder, özgür ülkemizi geri alırız.

Benim insanlarım çok güzel,
benim insanlarım bir dünya kadar.

16.02.2017
Esra Uçar

13 Şubat 2017

12 Aralık 2016

Ali İsmail Korkmaz'a üzülen Berkay Akbaş'a üzülen potansiyel ölü bizler...

Sizin hiç evinizi yaktılar mı?
Hiç masum onlarca insan evinizin içinde öldü mü?
Bizim evimizi yaktılar, onlarca insanımızı kaybettik.

Beşiktaş, 10 Aralık 2016


29 Ekim 2016

Nutuk

Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve detaylı söylevim, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikayesidir. Bunda, Milletim için ve gelecekteki evlatlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.

Efendiler, bu söylevimle, milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir Milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. 

Bu sonucu, Türk Gençliğine emanet ediyorum.

"Ey Türk Gençliği! 
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir..."

Cumhuriyetimizin 93. yılı kutlu olsun. Türkiye Cumhuriyeti daim olsun.

14 Ağustos 2016

Bir

Dürüst olmak, üçüncü şahıslara karşı takındığınız tavırlarınızla veya tutumunuzla ölçülebilecek ve teşhisi başkası tarafından konulabilecek bir erdem değildir. Ailenize, arkadaşlarınıza, sevdiğiniz insanlara  karşı "içinizdeki neyse" ona göre davransanız ve hep doğru olanı söyleseniz de gündelik hayatın monoton (hatta) sıkıcı karmaşası içinde asıl önemli olan kendinize doğru soruları sormak ve dürüstlükle cevap vermektir. İnsanın kendisine karşı dürüst olması için de ilk olarak cevabını bildiği soruları başkasına sormaktan vazgeçmesi ve başka cevaplar almayı ummaması gerekir.

Kendinize durmadan bir soru sorup yine de cevap alamama ihtimalinizin olduğunu söylemezsem ikiyüzlülük etmiş olurum. Ama bilmeniz gereken şu ki, o durumda bile, yani çıldırtacakmış gibi gelen sessizlik ve hissizlik anında bile hiçbir şey olmaz. Demek ki, o basit üç cümle (her ne ise) daha söylemeye diliniz varmıyor. Demek ki, hayatınız boyunca edindiğiniz tecrübeleriniz, duyduklarınız, gördükleriniz ve okuduklarınız o sorunun cevabını vermekte sizi yarı yolda bırakıyor. Ve bu gerçekten hayatınızın gidişatını etkileyecek bir sorun değil. Her şeyi bilmek için bu dünyaya gönderilmediniz. Hiçbir şey bilmediğiniz halinizle öğrenebildiğiniz kadar şeyi öğrenmek için gönderildiniz. Emin olduğum bir şey var ki, siz bu dünyaya düşünmek için gönderildiniz. Sizi uyutmayan, huysuzlaştıran ya da ne idüğü belirsiz hale sokan sorularınızın cevabını diğer insanlar biliyor olsa da, o duyacağınız ve tecrübedir diyip benimseyeceğiniz, yerine kendinizi koyacağınız, belki de akıl alacağınız o hikayeler sizi olduğunuz yerden (belki) iki adım ileri götürecek olsa da siz yine de bilmişlik yapın, inatçı olun, kafanızın dikine gidin.  Yürümeden koşmayı mı öğrenmek istiyorsunuz? İlle de olmayacak şeyi deneyecek misiniz? Deneyin. Düşün, ağlayın ve sonra da kalkın.

Dünyaya ilk gönderilen insandan son doğacak insana kadar iki kişinin hikayeleri birbiriyle aynı olmayacak. Bu yüzden demem o ki; sorunun cevabını bilmiyorsanız ve beklemek istiyorsanız bekleyin; sorunun cevabını biliyorsanız ama cevabı doğru değilse, onlarca kez tekrar edin ve doğrusunu öğrenin (yada ilk duruma dönüp beklemeye devam edin); sorunun cevabını doğru biliyorsanız da bir sonraki uykusuz geceye kadar arkanıza yaslanın ve olanları izleyin. 

Açık konuşmak gerekirse, bu dünyada içinde baş rolü oynadığınız hikayeniz yalnızca bir kere yazılacak. Zamanı geldiğinde hikayeye yön vermek sizin elinizde; bunun için de bazen oyun içinde olacaksınız hareket etmeye zorlanacaksınız ve bazen de bir seyirci olarak tek derdiniz hissettikleriniz olacak. Hiçbir şey yapmıyorum diye hissettiğiniz ve kendinizi sorguladığınız zamanlarda kendinizi tartmanın, geçmişte olduğunuz insana veya gelecekte olmak istediğiniz insana göre şuan ki ruh halinizi kıyaslamanızın, değerlendirmenizin ve düşünmenizin dürüstlük kadar hayati bir diğer erdem olan özsaygının da bir göstergesi olduğunu bilmenizi isterim.

Esra Uçar

30 Haziran 2016

İstanbul

Dünyanın en güzel şehrinin yaşadığı bu hüznün hesabını nasıl vereceksiniz ?

Esra Uçar

8 Nisan 2016

rüya

Bir sesin diğerini çağırırdı,
bir bilinmezin, ardındakini,
sonsuz derdin ne kısa-
sonra bir bakardın sabah olmuş;
yarattığın karakterler yanılırdı,
onlar zaten yanılmalıydı.

Esra Uçar